gerçek

Disambig.svg Ayrıca bakınız: Gerçek

TürkçeDüzenle

KökenDüzenle

Osmanlı Türkçesi كرچك‎ sözcüğünden nakledildi, o da Eski Anadolu Türkçesi girçek(doğru) sözcüğünden nakledildi, girtü(doğru), o da Ana Türkçe *kẹr-tü (doğru) sözcüğünden.[1] Moğolca гэрээ (geree, anlaşma) , гэрч (gerç, şahit) ile kıyaslanabilir.

SöylenişDüzenle

  • IPA(anahtar): /ɟeɾ.t͡ʃec/, [ɟæɾ.t͡ʃec]
  • (dosya)
  • Heceleme: ger‧çek

Düzenle

gerçek (belirtme hâli gerçeği, çoğulu gerçekler)

  1. doğruluk
    Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir. — B. Felek
  2. gerçeklik
    Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti. — H. E. Adıvar
  3. (felsefe) yalan olmayan, doğru olan şey
    Esasen bizim için millî varlık ile istiklal ve hürriyet aynı gerçeğin çeşitli cepheleridir. — M. Kaplan

ÇekimlemeDüzenle

Eş anlamlılarDüzenle

AtasözleriDüzenle

Kelime birliktelikleriDüzenle

Türetilmiş kavramlarDüzenle

ÇevirilerDüzenle

Ek okumalarDüzenle

Ön adDüzenle

gerçek (karşılaştırma daha gerçek, üstünlük en gerçek)

  1. yalan olmayan
    O yürekler acısı fukara kafile, yüzlerinden gerçek acı aka aka ölü arkadaşlarının namazını kıldılar. — Halikarnas Balıkçısı
  2. bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel
    Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur.
  3. aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
    Gerçek elmas. Gerçek hikâye.
  4. asıl, başlıca, temel
    Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır. — N. Ataç
  5. doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
    Bu peyzajdaki çiçekler son derece gerçek.
  6. yapay olmayan
  7. (felsefe) düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan

Eş anlamlılarDüzenle

ÇevirilerDüzenle

KaynakçaDüzenle

GagavuzcaDüzenle

KökenDüzenle

Eski Türkçe kärtü(kärtü)

Ön adDüzenle

gerçek

  1. gerçek

TürkmenceDüzenle

Düzenle

gerçek

  1. babayiğit, cesur, yiğit