yaşamak

TürkçeDüzenle

KökenDüzenle

yaşama + -k

SöylenişDüzenle

  • IPA(anahtar): /ja.ʃa.ˈmac/
  • Heceleme: ya‧şa‧mak

EylemDüzenle

yaşamak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yaşar)

  1. bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, duymak, hissetmek
    Sen genç gibi yaşar, ihtiyar gibi ölürsün. — Ö. Seyfettin
  2. devam etmek, sürmek
    Onun anısı hep yaşayacak.
  3. eğleşmek, oturmak
    Köyde yaşamak ona şehirde yaşamaktan zor geldi.
  4. endişesiz, hoş, varlıklı keyif sürmek, vakit geçirmek
    Tek başına manevra yapan bir lokomotif rahatlığı ile hayatını yaşıyor. — H. Taner
  5. geçinmek
    Bu kazançla yaşamak kolay değil.
  6. görüp geçirmek, başından geçmek
    Balkan Savaşı'nın bütün acılarını yaşamış bir ailenin kızıydı. — N. Cumalı
  7. herhangi bir durumda olmak veya bulunmak
    Bekâr yaşamak, hür yaşamaktır.
    Tek başına yaşamak.
  8. keyfi yerine gelmek, mutlu olmak, işleri yolunda olmak
    Bu iş olursa yaşadık.
  9. varlığını sürdürmek
    Balıklar suda yaşar.
  10. (fizyoloji) canlılık, hayatını sürdürmek
    Hiçbir şey yaşarken daha önemli değildir. — A. İlhan
  11. (fizyoloji) sağ olmak
    Deden yaşıyor mu?

ÇekimlemeDüzenle

Eş anlamlılarDüzenle

Zıt anlamlılarDüzenle

DeyimlerDüzenle

Türetilmiş kavramlarDüzenle

ÇevirilerDüzenle

KaynakçaDüzenle